12 Ekim 2008, ayca
“…Bir numaralı kadınlar dedektiflik bürosu’nun sekreteri, Botswana Sekreterlik Koleji cum laude mezunu Mma Makutsi masasında oturmuş açık kapıdan bakıyordu. Büroda herhangi bir vukuat olmadığında ( ki çoğu zaman olmuyordu) kapıyı açık bırakmayı tercih ediyordu, ama bunun sakıncaları da vardı, çünkü bazen tavuklar içeri girip sanki orası kendi kümesleriymiş gibi çalım satıyorlardı. Çok mantıklı bir kaç nedenden ötürü bu tavukları sevmiyordu. İlk olarak bir dedektiflik bürosunda tavukların bulunmasının profesyonelliğe yakışmayan bir tarafı vardı, sonra bundan çok ayrı bir neden olarak da tavukların kendileri aşırı derecede sinirlerini bozuyordu. Hep aynı grup tavuk geliyordu: dört tavuk ile diğer tavukların yanlarında merhametten tuttukları, iktidarsız olduğunu düşündüğü keyifsiz bir horoz. Bu horoz topaldı ve kanatlarından birinin tüylerinin büyük bir kısmını kaybetmişti. Bozguna uğramış gibi görünüyor, daima tavukların bir kaç adım arkasında yürüyordu, protokol tarafından daima ikinciliğe tayin edilmiş bir kral eşi gibiydi.
Tavuklar da Mma Makutsi’nin varlığına aynı derecede sinir oluyordu. Sanki davetsiz misafir kendileri değil de oymuş gibi. Hakkını vermek gerekirse, iki küçük penceresi ve gıcırdayan kapısıyla bu küçük bina bir dedektiflik bürosu değil de bir kümes olmalıymış. Şayet suratına bakarak meydan okusalar, muhtemelen gider onlara da sandalyelerin üzerine tüneyip dosya dolaplarının içine yuva yapmak kalırdı. İŞte tavuklar bunu istiyordu.
Mma Makutsi, katlanmış bir gazeteyi onlara doğru sallayarak’ Çıkın dışarı,’ dedi. ‘Tavuklar giremez! Dışarı!’
…”
