22 Kasım 2008, ayca
“…Mr. Queen Ty’nin serin odasında oturarak, düşündü…Uzun uzun, derin derin düşündü…Bir bakıma vaziyet hakikaten mükemmeldi..Evet, gayet mükemmeldi…Fakat bir bakıma da işler hiç iyi gitmyordu. Bu damühimdi işte.
Mr. Queen ‘Hep aynı hikaye’ diye çini çekti. ‘At bulunur meydan bulunmaz…Meydan bulunur, at bulunmaz’. Acaba beklemekten başka çare yok mu?Haydi oğlum, düşün düşün!’
Mr. Queen düşündü. Bir saati geçti…Bir saat daha geçti. Mr. Queen hala düşünüyordu ama nafile. Ayağa kalkarak uyuşan vücudunu canlandırmak için şöyle bir gerindi. Bildiklerini, öğrendiklerini birleştirerek bir tablo meydana getirmişti. Şimdi bütün mesele bunu bozmadan eline alıp, taşıyabilmekteydi. İŞte Ellery bunun çaresini bulamıyordu.
İlhan perisinin kendisini yoklaması için dua ederek kulübeden çıktı. Bir taksiye atlayarak apartmanına gitti. Evvela kapıcıya telefonla arabasını garajdan getirmesini emrettikten sonra, koleksiyonundaki mektupları bir araya toplayıp, bunları John Royle’un portatif yazı makinesinin kapağının içine yereştirdi. Tam o sırada telefon çalmaya başlamıştı.
Müfettiş Glücke ‘Queen’ diye gümbürdedi. ‘ Derhal büroma gel!Derhal gel! Duydun mu!’
‘Duymamak elimde mi Glükce?’…
“
