Posts Tagged ‘Akba Polis Romanları Serisi’

Carter Dickson “Karanlıkta Ayak Sesleri”

Kasım 30th, 2008

“…Fakat Bencolin  saat dokuzda dairemin kapısını çaldığı zaman,  ben de istikbalin kötü ve çirkin hadiseleri gizlediğini anladım. Sıkıntılı  halinin mühim bir sebebi olmalıydı. Misafir odasındaki masanın başına geçip oturduk. Bencolinin nazik ve ciddi sesini dinlerken gayri ihtiyari onu tahlile çalıştım. Zaten kim olursa olsun, Bencolin’le her karşılaşan onu tahlile kalkar. Dostum, daha ilk bakışta insanda sevgi ve hürmet uyandırır. (Bu yalnız benim fikrim değil) Bencolin’e herşeyi anlatabileceğinizi, sözleriniz ne kadar gülünç  ve budalaca olursa olsun, onun şaşırmayacağını, hele sizinle alay etmeye hiç kalkışmayacağını hissedersiniz. Sonra- hafifçe yana çevirdiği- çehresine dikkatle bakarsınız. Müstehsiz fakat müsamahakar  bir şekilde kısılmış, esrarengiz bakışlı, siyah gözler…Kalkık kaşlar Şiş göz kapakları. İnce, kartal gagası gibi kavisli  bir burun… Burun kanatlarından ağıza doğru inen  derin çizgiler…İnce bir bıyıkla, küçük, sivri bir sakalın yarı gizlediği hafif, tatlı bir tebessüm…Şakakları kırlaşmış dalgalı saçlar.. Bencolin biraz şeytana benzer…Yanlara doğru hafifçe kabarıklaşan saçları, Şeytanın boynuzlarını andırdığı için  bu benzerlik uzaktan bariz bir hal alır. Bencolin, loş ışıkta,  kolalı gömleği ve beyaz papyonuyla Rönesans devrinde yapılmış bir heykel tesiri de bırakır. Dostum konuşurken fazla el hareketi yapmaz, sadece arada sırada omzunu silker. Hele sesini hiç yükseltmez. Fakat onunla birlikte kalabalık bir yere girdiğiniz zaman bütün gözlerin merakla size dikildiğini hissederek fena halderahatsız olursunuz. İşte- polisi idare eden- mahkemelere talimat veren, meşhur sorgu hakimi Mösyö Henri Bencolin böyle bir adamdır…”

Agatha Christie “Daktilodaki Parmak”

Kasım 23rd, 2008

“…

O gece  hiç uyku tutmadı. Herhalde  daha o zamandan şuuraltından bir şeyler biliyordum ama bildiklerimi bira araya getirip de meseleyi çözemiyordum. Zaten insan her zaman ne bildiğini bilmez ki. Bildiğimizi zannetttiğimizden daha çok şey biliriz, ama o bilgiyi şurraltından kolay kolay çıkaramayız. Yani mevcut olan şeye yetişemeyiz. Yatağımda oradan oraya dönüyordum. Ben bu meseleyi çözüp faili ortaya çıkarmalıydım. Bir ipucu görüyor fakat onu takibedemiyordum. Uykuya dalarken kafamda kelimeler dansediyordu.

-Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Dumansız ateş olmaz…Duman ateş? Ateş hattı, yok aklım harbe gitti…Harp…Bir kağıt parçası…Sadece bir kağır parçası?…

Dalmışım. Rüyamda Ms. Dane Caltrhrop bir köpekmiş, ben de onu zincirinden tutup  yürüyüşe çıkmışım gördüm.

SAbah telefoun sesi beni uyandırdı. Yataktan kalkıp saati,me baktım:7:30′du. Telefon alt kattaydı. Rob dö şambırımı giyip aşağı koştum. Mutfaktan gelen Patridge’i geçerek telefonu açtım…”

Ellery Queen “Kupa Dörtlüsü”

Kasım 22nd, 2008

“…Mr. Queen Ty’nin serin odasında oturarak, düşündü…Uzun uzun, derin derin düşündü…Bir bakıma vaziyet hakikaten mükemmeldi..Evet, gayet mükemmeldi…Fakat bir bakıma da işler hiç iyi gitmyordu. Bu damühimdi işte.

Mr. Queen ‘Hep aynı hikaye’ diye çini çekti. ‘At bulunur meydan bulunmaz…Meydan bulunur, at bulunmaz’. Acaba beklemekten başka çare yok mu?Haydi oğlum, düşün düşün!’

Mr. Queen düşündü. Bir saati geçti…Bir saat daha geçti. Mr. Queen hala düşünüyordu ama nafile. Ayağa kalkarak  uyuşan vücudunu canlandırmak için şöyle bir gerindi. Bildiklerini, öğrendiklerini birleştirerek  bir tablo meydana getirmişti. Şimdi bütün mesele bunu bozmadan eline alıp, taşıyabilmekteydi. İŞte Ellery bunun çaresini bulamıyordu.

İlhan perisinin kendisini yoklaması için dua ederek kulübeden çıktı. Bir taksiye atlayarak apartmanına gitti. Evvela kapıcıya telefonla arabasını garajdan getirmesini emrettikten sonra, koleksiyonundaki mektupları bir araya toplayıp, bunları John Royle’un portatif yazı makinesinin kapağının içine yereştirdi. Tam o sırada telefon çalmaya başlamıştı.

Müfettiş Glücke ‘Queen’ diye gümbürdedi.  ‘ Derhal büroma gel!Derhal gel! Duydun mu!’

‘Duymamak elimde mi Glükce?’…

Ellery Queen “Çin Portakalı”

Kasım 22nd, 2008

“…

Zamanımızda  polisin herhangi bir tahkikatta ilerleme kydetmesi muhakkak ki herşeyden önce cinayet kurbanının  kim olduğunu tespit etmekle başlamaktadır. Fakat bu hususta  bir çok güçlüklerle karşılaşıldığı ve bazan başarısızlığa uğranıldığı da olmakta, ancak neticede başarı yüzdesinin  daima polisin lehinde bir artış kaydettiği anlaşılmaktadır.

Bununla beraber, Chancellor otelinde bulunan ceset hadisesinde maalesef  herhangi bir ilerleme kaydedilmeiyordu. Umumiyetle, cinsyet kurbanının kim olduğunun tespit edilemediği hallerde, çeştli yollara başvurulur. Mesela o şahsın herhangi bir yerde gecelediği veya bir yerden bir yere taşındığı anlaşılır. Veya, belli belirsiz de olsa, yoldan geçen herhangi bir kimsenin şahitliğinden faydalanılır. Fakat bu hadisede bunlardan hiçbiri yoktu. Ama hiç biri! Sanki zavallı küçük adam gökten inmişti!

Henüz eline en ufak bir delil geçirmemiş olan Müfettiş Queen ise, tesadüflerden bahsedilmesini asla istemiyordu. Bu hususta tam bir katır inadı göstermekteydi. Bununla beraber, alıştığı  eski metotların hiç bir netice vermediğini de itiraf etmesi gerekiyordu. Ne cinayet kurbanının fotoğrafının her yerde  dağıtılması ne parmak izleri ve eşgalinin  bütün şehirlere bildirilmesi ne sabıka fişlerinin tek tekkontrolden geçmesi, ne vinnayet masası dedektiflerinin bütün gayretleri ve ne de ihbarlar en ufak bir netice vermemişti.

Müfettiş bu durum karşısında sadece dişlerini sıkmakta ve sarfedilen gayretleri arttırmaya çalışmaktaydı…”

Carter Dickson “İğne Deliği”

Kasım 9th, 2008

“…Bilmiyordum. Yalnız H.M. nin şu andaki sükutu ile herkese meydan okuduğunu anlayabiliyordum. Önümüzde oturan avukatların yalnız sırtlarının görünmesine rağmen onu seçmek  çok kolaydı. Ön sıranın sol tarafında yalnız başına oturuyordu ve dirseklerini önündeki masaya dayamıştı. Aynı sırada ve onun sağ tarafında  Baş savcı Sir Walter Storm, yardımcıları Mr. Huntley Lawton ve Mr. John Spragg ile bir şeyler fısıldaşıyordu. Ne konuştuklarını duymak imkansızdı. H.M nin önü bomboş olmasına mukabil masanın savcıya ait olan kısmı tamamen dosyalar, kitaplar, defterler ve fotoğraflarla doluydu. Salondaki ciddi havaya rağmen  H.M. ye kaçamak nazarlar atfeden gözlerde hafif bir istihza kokusu sezer gibi odum…”