Posts Tagged ‘Ellery Queen’

Ellery Queen “Mor İzler”

Kasım 30th, 2008

“…Yalnız Queen’lerin apartmanında  vaziyet hiç de hoş değildi. Müfettiş Queen tahkikat sona erdiği zaman şakalar yapar, kanlı  biftekler ısmarlayarak, yılmadan çalışan ve mükafatı hakkeden bir  insan tavrı ile bunları yerdi. Fakat şimdi hemen hiçbir şey yemiyor, kendisine laf söylenince homudanıyor, Ellery’le münakaşa ediyor, Merkez’de  neşesiz bir tavırla çalışıyordu.

Ellery’e gelince… Onun için de  fazla neşeli denilemezdi. Genç adam artık hiçbir şeyden zevk almıyordu. İhtiyar kadın meselesine karışmadan evvel yazmaya başladığı  dedektif romanıyla uğraşıyordu ama eser hiç de istediği gibi olmuyordu. Şahısların kuklalardan farkı yoktu. Durmadan Potts hadisesini tahlil ediyor, geceleri de acayip faraziyeler kurarken uykuya dalıyordu.

Günler gelip geçiyor, tabii Riverside’daki saray alelade  bir ev halini alıyordu. Gazeteler yeni heyecanlar peşinde koşmaya başlamışlardı bile. Galiba Potts hadisesi artık cinayet tarihinin   malı olmuştu. Belki de ancak ileride bir iki meraklı bu kanlı satırları okuyacaktı…”

Ellery Queen “Kupa Dörtlüsü”

Kasım 22nd, 2008

“…Mr. Queen Ty’nin serin odasında oturarak, düşündü…Uzun uzun, derin derin düşündü…Bir bakıma vaziyet hakikaten mükemmeldi..Evet, gayet mükemmeldi…Fakat bir bakıma da işler hiç iyi gitmyordu. Bu damühimdi işte.

Mr. Queen ‘Hep aynı hikaye’ diye çini çekti. ‘At bulunur meydan bulunmaz…Meydan bulunur, at bulunmaz’. Acaba beklemekten başka çare yok mu?Haydi oğlum, düşün düşün!’

Mr. Queen düşündü. Bir saati geçti…Bir saat daha geçti. Mr. Queen hala düşünüyordu ama nafile. Ayağa kalkarak  uyuşan vücudunu canlandırmak için şöyle bir gerindi. Bildiklerini, öğrendiklerini birleştirerek  bir tablo meydana getirmişti. Şimdi bütün mesele bunu bozmadan eline alıp, taşıyabilmekteydi. İŞte Ellery bunun çaresini bulamıyordu.

İlhan perisinin kendisini yoklaması için dua ederek kulübeden çıktı. Bir taksiye atlayarak apartmanına gitti. Evvela kapıcıya telefonla arabasını garajdan getirmesini emrettikten sonra, koleksiyonundaki mektupları bir araya toplayıp, bunları John Royle’un portatif yazı makinesinin kapağının içine yereştirdi. Tam o sırada telefon çalmaya başlamıştı.

Müfettiş Glücke ‘Queen’ diye gümbürdedi.  ‘ Derhal büroma gel!Derhal gel! Duydun mu!’

‘Duymamak elimde mi Glükce?’…

Ellery Queen “Y’nin Esrarı”

Kasım 22nd, 2008

“…Drury Lane gözlerinde müstehzi bir pırıltiyle, ‘Herhalde buraya kadar sırf benimle ahbaplık etmek için gelmediniz’ dedi. ‘ Bütün kış semtime uğramadığınıza göre sizi ta şehirden buraya çok mühim bir msele getirmiş olmalı’ Zeka dolu gözlerini müfettişin dudaklarına dikmişti. Aktör sağırdı. Zaten bu yüzden de sahneyi terk edip Hamlet’e yerleşmek zorudna kalmıştı. Fakat azimli, hiçbir şeyden yılmayan bir insan olduğu için çalışmış, dudak hareketlerinden karşısındakinin ne söylediğini anlamayı öğrenmişti. Bunda o kadar usta olmuştu ki, çoğu zaman karşısındaki onun sağır olduğunu bile unuturdu.

Thumm mahçup bir tavırla, ‘Pek o kadar da değil canım’ diye mırıldandı. ‘Fakat… Doğrusu New York’ta bir hadise oldu…İşin içinden çıkamadık. Belki siz bunu bizim için halldevireirsiniz diye düşündüm.’

Aktör düşünceli düşünceli ‘Bir cinayet mi oldu?’ dedi. Sonra birdenbire ilave etti ‘Yoksa Hatter meselesinden mi bahsediyorsunuz?’

…”

Ellery Queen “Çin Portakalı”

Kasım 22nd, 2008

“…

Zamanımızda  polisin herhangi bir tahkikatta ilerleme kydetmesi muhakkak ki herşeyden önce cinayet kurbanının  kim olduğunu tespit etmekle başlamaktadır. Fakat bu hususta  bir çok güçlüklerle karşılaşıldığı ve bazan başarısızlığa uğranıldığı da olmakta, ancak neticede başarı yüzdesinin  daima polisin lehinde bir artış kaydettiği anlaşılmaktadır.

Bununla beraber, Chancellor otelinde bulunan ceset hadisesinde maalesef  herhangi bir ilerleme kaydedilmeiyordu. Umumiyetle, cinsyet kurbanının kim olduğunun tespit edilemediği hallerde, çeştli yollara başvurulur. Mesela o şahsın herhangi bir yerde gecelediği veya bir yerden bir yere taşındığı anlaşılır. Veya, belli belirsiz de olsa, yoldan geçen herhangi bir kimsenin şahitliğinden faydalanılır. Fakat bu hadisede bunlardan hiçbiri yoktu. Ama hiç biri! Sanki zavallı küçük adam gökten inmişti!

Henüz eline en ufak bir delil geçirmemiş olan Müfettiş Queen ise, tesadüflerden bahsedilmesini asla istemiyordu. Bu hususta tam bir katır inadı göstermekteydi. Bununla beraber, alıştığı  eski metotların hiç bir netice vermediğini de itiraf etmesi gerekiyordu. Ne cinayet kurbanının fotoğrafının her yerde  dağıtılması ne parmak izleri ve eşgalinin  bütün şehirlere bildirilmesi ne sabıka fişlerinin tek tekkontrolden geçmesi, ne vinnayet masası dedektiflerinin bütün gayretleri ve ne de ihbarlar en ufak bir netice vermemişti.

Müfettiş bu durum karşısında sadece dişlerini sıkmakta ve sarfedilen gayretleri arttırmaya çalışmaktaydı…”

Ellery Queen “Aradaki Silah”

Kasım 9th, 2008

“…Harry Brown duştan çıkınca iyice kurulandı. Traş olduktan sonra banyodaki dolapta duran elbisesini giydi. Belki bir şey çıkar diye, temiz çamaşırlarını, siyah çorapları ile pabuçlarını, koyu mavi kostümünü, Fransız malı mavi ipek boyunbağını  hep orada bulundururdu. Aynanın önünde üstüne başına çekidüzen verirken kendi kendine ‘Acaba’ dedi, ‘daha ne kadar idare edebilirim bu durumu?’

Çok sürmezdi, biliyordu. İki büyükdert vardı başında: Bir para derdi, iki kadın derdi.

Herşeyi iyice tasarladığını sanmıştı önceleri, otuz bin dolar hiç bitmeyecek sanmıştı.  İlgi duyduğu iç hastalıklarıyla cerrahiye idi; iki yıllık bir çalışma süresinden sonra  bir seçme yapacağını ummuştu bu ikisi arasında. Muayenehanesini iyi bir yerde açmak, en yeni aletlerle çalışmak, güsel bir araba almak, amacına ulaşmak için tutulacak biricik yol gibi görünmüştü, masraf ne olursa olsun…”