Ekim 11th, 2008
“…
‘Pekala’
Oktay Palamut böyle dedikten sonra, skıntıyla derin bir iç geçirdi. Önünde koca bir tomar bilgisayar çıktısı halinde duran bir hikaye ve içinde yazılanların anı mı kurmaca mı olduğu belli olmayan bir defter vardı. Şimdi ne yapmalıydı? Gözlerini tavana dikip boş boş bakmayı denedi. İşi zordu. İlkinde anlatılan az çok onun hikayesiydi. Bir yazar adayının yazma denemeleri olarak düşünüldüğünde çok fena sayılmazdı. Cem Beyoğlu’nun onu bir karikatüre dönüştürmesine gerçi biraz içerledi. Sağ omzuna- yoksa sol muydu- kurşun yediği filan da doğru değildi. Cem ona küsmüştü evet ama bu tamamen şaka kaldırmazlığındandı. Her şey bir oyundan ibaretti ve Cem gülüp geçmemişti.
…”
Tags: Maceraperest Kitaplar, Nihan Taştekin, Oğlak Yayınları, Türkiye Polisiyesi
Posted in Polisiye | No Comments »
Ekim 11th, 2008
“…
Sonra kafama takıldı, amcanın acaba varisleri var mıydı? Varsa dükkandaki mallar acaba onları mutlu edecek kadar para eder miydi? Benim paramla beş para etmezdi. Gerçi ben sanata ilgi duyan bir insandım. Mahalleliden daha rafine bir adamdım. Bunu bana ressam söylemişti. En azından ben, ‘ Bu resmin içine sıçayım’ diye düşünsem bile uluorta söylemezdim. O yüzden resimlerin, heykellerin para edeceğini, ben anlamasam bile başkalarının anlayacağını seveceğini biliyordum. Gene de içimden ’sıçayım bu lombakların kafalarına’ dedim.
Varisler amcanın bu sanat eserlerini nasıl paylaşacaklardı acaba? Bir resim sana, bir heykel bana diye mi? Mutlaka başka bir yöntemi vardı bu işin, bana neydi ki? Bana bu konuda girip çıkan yoktu. Sanki amca bana mirasından pay mı bırakmıştı? Ama şarap içtiğimiz kadehleri alacaktım. Bir ara dükkana gider alırdım ya da varislere gidip ‘ Merhaba ben amcanızın ölümüne neden olan Metin Çakır. Amca ile ölmeden evvel bu kadehlerle şarap içmiştik. Sabaha Amca ölmeseydi, benim getirdiğim yiyecekleri yiyerek zaten ölecekti. Konuşmamızın arasında bir ara bu kadehleri bana bırakacağını söylemişti. Alabilir miyim?’ mi diyecektim? Of ne kadar geveze olmuştum bu günlerde, iyi ki beni dinleyen kimse yoktu.
…”
Tags: Armağan Tunaboylu, Maceraperest Kitaplar, Oğlak Yayınları, Türkiye Polisiyesi
Posted in Polisiye | No Comments »
Ekim 11th, 2008
“….
Sabah uyandığımda, üzerine basılmış bok gibiydim. Neşe evdeyse bile göremedim. Aramadım da zaten. Bakkaldan biraz kalem kağıt alıp Asım Ağbi’ye ikinci mektubumu yazmaya koyuldum. Ormandaki çatışmayı, beni tesadüfen kurtaran adamı tastamam yazdım. Bütün bu olayların ardında Hulusi Kentmer’in olduğuna inandığımı da ekledim. Ama adaletin ona ulaşamayacağına inandığımı, ancak benim gibi sıradan bir vatandaşı yakacağını anlattım. Burada edebiyat parçalamaya çalıştım ama beceremedim. Biraz kuru oldu. Husuli Kentmer’i sürekli takip ettiğimi, sonunda muayenehanesinin kapısını ardına kadar açık bulduğum bir gün dayanamayıp içeri girdiğimi, dolapta nurtenin başını gördüğümü yazdım. On altı satır boyunca bunu benim yapmadığıma dair yeminler ettim. Tahsin Hoca’dan ve elbette kasadan aldığım CD’den bahsetmedim. Mektubun sonunda çaktırmadan akıl vermeye çalıştım. Aradığı suçluun Hulusi olduğunu, gidip onu yakalaması gerektiğini yazdım. Beynimi zorlayarak bulduğum aklı da buraya yazdım: Eğer Hulusi’nin ticari düşmanlarından yardım alırsa arkasında bir güç olacaktı. Bütün gerçekler ortaya çıktıktan sonra bana da bir kıyağı dokunabilir, işimi yeniden kurmama yardımcı olabilirdi. Ama son satırlarımın gereksiz bir yılışıklık içerdiğini düşünüp karaladım. Karalanmış bir mektubu Asım Ağbi’ye göndermenin saygısızlık olacağını düşünüp temize çektim.
Mektupların nasıl gittiğini ya da gidemediğini bildiğimden mahalledeki simitçiye yollandım. Eline bir yirmilik verince tablasını toplayıp karakola yollandı.
…”
Tags: Armağan Tunaboylu, Maceraperest Kitaplar, Oğlak Yayınları, Türkiye Polisiyesi
Posted in Polisiye | No Comments »