Posts Tagged ‘Özel Dedektif Remzi Ünal’

Celil Oker “Çıplak Ceset”

Kasım 30th, 2008

“…

Arayan belki de umudunu kesmişti, bir süre ses gelmedi karşıdan. Sonra İstanbul dışı, kalınca bir kadın sesi duydum:’ Remzi Ünal… Remzi Ünal’la mı görüşüyorum?’

‘Evet, Remzi Ünal’ dedim. Remzi Ünal…Şu, Hava Kuvvetleri’nden müsafi, THY’den kovulma, kendine saygısı olan hiçbir ‘frequet flyer’ın adını bile duymadığı sekizinci sınıf charter şirketlerinde bile tutunamayan, sayenizde MS Flight Simulator’ın Chessna’sını bile adam gibi indirmekten aciz, ex-kaptan, nevzuhur özel dedektif Remzi Ünal…

‘Yusuf Bey’i bağlıyorum, fem’ Kadın seyrettiği bir filmde böyle konuşan bir sekreterle özdeşlemişti anlaşılan.

‘Yusuf Bey de kim?’ Karşımdaki ses  kendien güvenini kaybetti birden. ‘Remzi Bey’le mi görüşüyorum?’ dedi yeniden.

‘Evet’ dedim ‘Remzi Ünal, şu…’

‘Yusuf Sarı’yı bağlıyorum, fem,’ diye topu patronuna attı,çok ve yanlış filmler izleyen bir sekreter olduğunu anladığım İstanbul dışı sesli kadın…”

Celil Oker “Bir Şapka Bir Tabanca”

Kasım 24th, 2008

“…

‘Amma bok iş.’ dedim. ‘ Seni de sıkıştırmışlardır şimdi polisler. ‘

Sigarasından bir nefes de adam çekti. Kafasını geriye doğru attı. Gözlerinde ufak bir ışık parıldadı. ‘ Eh, biz de hafif payımıza düşeni adık devletimizin eli dert görmeyesi, başımızdan eksilmeyesi zabıta kuvvetlerinin değdiği yerde gül bitiren tokatlarından’ dedi.

Cümlenin zarafeti soluğumu kesti. İçten bir gülümsemeyle yüzüne baktım. Televizyonda gördüğüm halk ozanlarının, deyişlerini bitirdiklerinde kendinden emin bir duruşları vardı, tıpkı onlar gibi duruyordu. Bu adamla başka bir gün oturup güzel laflamalı  diye geçirdim içimden. Ölmüş gitmişler değil, yaşayanlar üstüne.

Alkışları vakur bir tavırla geçiştirmek yerine, sigarasını yere attı aniden, üstüne basıp söndürdü. Sonra eğilip yerden aldı. Tekerlekli çöp  bidonunun kapağını açıp attı içine.

O bunları yaparken bir sonraki sorum için yeterince vakit bulmuştum. Ama soramadım…”

Celil Oker “Son Ceset”

Kasım 24th, 2008

“…

Aklıma ilk gelen burada alenen bana ateş etmeyeceği oldu. İyimser bir düşünceydi bu ama, sarılacak başka bir şey gelmedi aklıma. Bence tabancayı kafama doğru tutacak, elimdeki istekayı atmamı, sonra siktirip gitmemi söyleyecekti. İkiletmezdim. Siktirip giderdim.

Ya da öyle olmazdı. Basardı tetiğe. Üst üste basardı. Önce kulaklarım delinirdi. Ortalığı bayram günlerinden kalma bir barut kokusu kaplardı. Tenkan menkan çare etmezdi üst üste gelen kurşunlara. Siktirip bu dünyadan giderdim. Vakit erkendi, ertesi günün gazetelerinde yeterince yer bulurdu haber.

Ben iyimser düşünceye sarıldım. Epeyi verimli çalıştığımız istekaya, bir ihtiyar bastonu muamelesi yaparak  doğruldum. Belimi hafif bükük tutmaya gayret gösteriyordum. Gözüm gözlerindeydi. Bir elimi dur yapma der gibi uzattım uzun paltoluya. Arkadaşları bir ona bir bana bakıyordu.

Bir an kocaman bir sessizlik oldu bilardo salonunda. Kimse  bir şey söylemedi. Birilerinin konuşması gerekiyordu oysa. Birilri birilerini tehdit etmeli, birileri tamam sakin ol demeliydi birilerine…”

Celil Oker “Kramponlu Ceset”

Kasım 24th, 2008

“… Bu çalan telefon zili mi baş ağrımı arttırdı, yoksabaşım ağrıdığı için mi bana bu kadar acımazsız geliyor sesi  diye düşünerek uyandım. Yatağın içinde umutsuzca oturdum. Pencereden gelen ışıktan gözlerim acıdı.

Zilin her çalışında telesekreter devreye girecek, bir kaç saniyeliğine rahatlayacağım diye düşündüm. Lanet makine devreye girmedi. Bu yüzden ayağa kalktığım an, sigara paketini aradığım an, komodinden yere düşmüş çakmağı ayrıca aradığım an, her ikisini ve dudağımı birleştirip yaktığım an, içime çektiğim ilk nefesle birlikte zihnimdeki bulutlar birazcık olsun aralanmaya başladığı an bir kere almak üzere çalmaya devam etti lanet makinenin lanet zili.

Aonunda telefona ulaştım. Ahizeyi kaldırdığımda lanet zili susturduğum için sevindim herşey bir yana.  ‘Uyan oğlum Üsküdar’da sabah oldu’ dedi reklamcı arkadaşımın sesi kulaklığın içinden.

Telefonun altında durduğu koskocaman duvar saatinden anladığıma göre Üsküdar’da da yediyi on altı geçiyor olmalıydı….”